<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih Güneş kişisel günlüğü &#187; Okuduklarım</title>
	<atom:link href="http://www.fatihgunes.com/category/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fatihgunes.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 12:53:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Uykudan önce, birkaç dize!</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/uykudan-once-birkac-dize/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/uykudan-once-birkac-dize/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 21:56:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf hayaloğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=249</guid>
		<description><![CDATA[Bir kitapsever olarak, hergün yatmadan önce biraz okumak, hayatımda yerleştirmeye çalıştığım ancak çok da başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim bir alışkanlık. Yatak odamda başucumda, bu amaç için bıraktığım birkaç kitap genelde olur. Çoğu zaman, ya kendimi kitaba kaptırıp uykumu kaçırırım, ya da yorgun bedenim ve beynim birkaç sayfa okuyamadan kendini uykuya bırakıverir. Son zamanlarda bu soruna iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/05/sleep_garfield.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-261" title="sleep_garfield" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/05/sleep_garfield.jpg" alt="" width="192" height="144" /></a>Bir kitapsever olarak, hergün yatmadan önce biraz okumak, hayatımda yerleştirmeye çalıştığım ancak çok da başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim bir alışkanlık. Yatak odamda başucumda, bu amaç için bıraktığım birkaç kitap genelde olur. Çoğu zaman, ya kendimi kitaba kaptırıp uykumu kaçırırım, ya da yorgun bedenim ve beynim birkaç sayfa okuyamadan kendini uykuya bırakıverir. Son zamanlarda bu soruna iyi bir çözüm buldum gibi!</p>
<p>Artık yatmadan önce şiir okuyorum. Birkaç pratik avantajı var. Birincisi, çok uykum da olsa, okuduğum birkaç esaslı dize hem kalbe, hem beyne fazlasıyla yetip artıyor. İkincisi, şiiri herhangi bir yerde kesmek çok problem olmuyor. Sonuç olarak: Şiir, kısa zamanda okuyup, kanınıza mutluluk zerkedebilmek için harika bir şey. Şu an baş ucumda 3 şiir kitabı var: Nazım Hikmet&#8217;den Memleketimden İnsan Manzaraları, Ömer Hayyam&#8217;dan Rubailer ve Yusuf Hayaloğlu&#8217;ndan Gözleri İntihar Mavi. Yazının devamında, henüz bitirdiğim Yusuf Hayaloğlu&#8217;ndan birkaç dizeye ve şiire yer vereceğim.<span id="more-249"></span></p>
<p>Birkaç satır da olsa şu dizeler, insana yetip artmaz mı?</p>
<blockquote><p>Şimdi saat, sensizliğin ertesi&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim</p>
<p>Ki bu yaşlar</p>
<p>Utangaç boynunun kolyesi olsun.</p>
<p>Bu da benden sana</p>
<p>Ayrılığın hediyesi olsun&#8230;</p>
<p>Soytarılık etmeden güldürebilmek seni&#8230;</p>
<p>Ekmek çalmadan doyurabilmek&#8230;</p>
<p>&#8230;</p></blockquote>
<p>Ya da sadece şu:</p>
<blockquote><p>Ne varsa buğusu genzi yakan</p>
<p>Ekmek gibi, aşk gibi&#8230;</p></blockquote>
<p>Şu şiirler en beğendiklerim:</p>
<blockquote><p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/ayrilik.htm" target="_blank">Ayrılık Hediyesi</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/topalsevda.htm" target="_blank">Topal Sevda</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/nalan.htm" target="_blank">Nalan</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/intihar.htm" target="_blank">İntihar Mavi</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/ahulan.htm" target="_blank">Ah Ulan Rıza</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/yalnizca.htm" target="_blank">Yanlızca Bir Anlık</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/daglarda.htm" target="_blank">Dağlarda Kar Olsaydım</a></p></blockquote>
<p>Bir de Ahmet Kaya sevenler, sesiyle beynimize kazınmış aşağıdaki Yusuf Hayaloğlu şiirlerini nasıl unutabilir.</p>
<blockquote><p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/adibahtiyar.htm" target="_blank">Kod Adı: Bahtiyar</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/basimbela.htm" target="_blank">Başım Belada</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/bizuckisi.htm" target="_blank">Biz Üç Kişiydik</a></p>
<p><a href="http://www.siraze.net/antoloji/yhayaloglu/biracayip.htm" target="_blank">Bir Acayip Adam</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/uykudan-once-birkac-dize/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okuduklarım: Kitab-ül Hiyel &#8211; İhsan Oktay Anar</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 23:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Oktay Anar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[
Ömrü hayatımın son iki yılında keşfettiğim -buna sevinsem mi, dövünsem mi bilemiyorum- Türk Edebiyatının yaşayan iki büyük yazarından İhsan Oktay Anar&#8217;ın (diğeri Hasan Ali Toptaş dır) ikinci romanı olan &#8220;Kitab-ül Hiyel&#8221; i az önce bitirdim. İçinde bulunduğum mutluluk ve mest olma halini doya doya yaşasam mı, yoksa sıcağı sıcağına bu yazıyı yazsam mı tereddütünü uzatmadan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin: 10px;" title="kitabulhiyel" src="http://neokuyorsun.com/img/kitap_gorsel/2b56063c2b3db66b809765e975509834.jpg" alt="Kitab-ül Hiyel" width="120" height="184" /></p>
<p>Ömrü hayatımın son iki yılında keşfettiğim -buna sevinsem mi, dövünsem mi bilemiyorum- Türk Edebiyatının yaşayan iki büyük yazarından İhsan Oktay Anar&#8217;ın (diğeri Hasan Ali Toptaş dır) ikinci romanı olan &#8220;Kitab-ül Hiyel&#8221; i az önce bitirdim. İçinde bulunduğum mutluluk ve mest olma halini doya doya yaşasam mı, yoksa sıcağı sıcağına bu yazıyı yazsam mı tereddütünü uzatmadan, ikisini de aynı anda yapabileceğimi düşünerek bilgisayarın başına oturdum.<span id="more-166"></span><br />
Yazarın birinci romanı olan ve bence bir başyapıt olan &#8220;Puslu Kıtalar Atlası&#8221; nı okurken, bu blog&#8217;u henüz yazmaya başlamamış olmam ne büyük şanssızlık. Zira bu blog&#8217;u yazmaya başladıktan sonra keşfettiğim şeylerden biri de, insanın yazarken, duygu ve düşüncelerini derleyip toparladığı, fiziken olduğu gibi, beyninde de güzelce arşivlediği oldu.<br />
Kitab-ül Hiyel, eski dilde Mekanik Kitabı anlamına geliyor. Kitap, benim gibi, mekanik ve mühendislik meraklıları için bulunmaz nimet. Leonardo da Vinci&#8217;nin kara kalemle yaptığı mekanik çizimlerin hayranları bir de bu kitaba göz atsınlar. Kültürümüzün ve edebiyatımızın derinliklerinde kendilerini kaybedecekler.<br />
Kitap, eski Osmanlı kahvehane kültüründe önemli bir yeri olan sözlü anlatım biçimini esas alarak, okuyucuyu geçmişe doğru; mekanik, felsefe, Osmanlı yaşayış ve kültürü ile bezeli bir hayali yolculuğa çıkarıyor. Şık bir final ile sizi kendinizle başbaşa bırakarak bitiriyor.<br />
İmparatorluk Hayal Nazırı, Uzun İhsan Efendi (yazarın her kitabında kendisine gönderme yaptığı bir karakter var) önünde saygıyla eğiliyor, Türkiye&#8217;de ve Türkçe&#8217;de var olduğu için, Tanrıya binlerce teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okuduklarım: Zorba &#8211; Nikos Kazancakis</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 23:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[Nikos Kazancakis]]></category>
		<category><![CDATA[Zorba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fg.erpnedir.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[10 yıl sonra tekrar elime aldım başucu kitabımı. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplar sıralamasında, 1. sırayı tam on yıldır kimseye kaptırmamıştı; ve en geç her on yılda bir, yeni bir göz, yeni bir bakış ile okunmayı fazlasıyla hak ediyordu. Demli bir bardak çay gibi, sindire sindire okudum. Bir on yıl sonraya tekrar randevulaştım.
Haddimi bilerek lafı uzatmıyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-116" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="zorba_kapak" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/zorba_kapak.jpg" alt="zorba_kapak" width="112" height="173" />10 yıl sonra tekrar elime aldım başucu kitabımı. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplar sıralamasında, 1. sırayı tam on yıldır kimseye kaptırmamıştı; ve en geç her on yılda bir, yeni bir göz, yeni bir bakış ile okunmayı fazlasıyla hak ediyordu. Demli bir bardak çay gibi, sindire sindire okudum. Bir on yıl sonraya tekrar randevulaştım.</p>
<p>Haddimi bilerek lafı uzatmıyorum ve sözü Zorba&#8217;ya bırakıyorum.<span id="more-58"></span></p>
<blockquote><p>Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lüp alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görenmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lüpü kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!</p></blockquote>
<p>Yazar, Zorba ile tanıştıktan sonra tüm hayatını sorgular:</p>
<blockquote><p>Geç uyudum. Hayatım boşuna geçmiş, diye düşünüyordum; elimde olsa da; bir sünger alıp bütün okuduklarımı, bütün görüp işittiklerimi silsem ve Zorba&#8217;nın okuluna girip büyük ve gerçek alfabeye başlasam! Ne kadar değişik bir yola girmiş olurdum! Beş duygumu ve bütün tenimi, sevip anlamaya iyice talim ettirmiş olurdum. Koşmayı, güreşmeyi, yüzmeyi, biniciliği, kürek çekmeyi, otomobil sürmeyi, atıcılığı öğrenirdim. Ruhumu tenle, tenimi de ruhla doldururdum; kısacası, içimde barıştırırdım bu yüzyıllık iki düşmanı&#8230;</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;nın hergün hayata  yeniden gelmiş gibidir:</p>
<blockquote><p>İkide bir gözlerini yumuklaştırıyor, bizim alıştığımız ve önem vermeden geçtiğimiz şeyler, Zorba&#8217;nın önünde korkunç sırlar gibi dikiliyor. O gene bir kadını görünce ürpererek durur, &#8220;Ne sırdır bu?&#8221; diye sorar. &#8220;Kadın ne demektir, neden böyle beynimizin vidalarını laçka ediyor? Söyler misin bana, nedir bu?&#8221; Bir adama, çiçek açmış bir ağaca, bir bardak serin suya da bakarak aynı biçimde gözlerini yumuklaştırıp sorar. Zorba herşeyi, her gün ilk kez görmektedir.</p>
<p>Konuşmuyordum; Zorba&#8217;yı dinlerken dünya bakirliğinin tazelendiğini hissederdim. Görülmüş bütün günlük şeyler, Allah&#8217;ın elinden çıktıkları ilk günlerdeki parlaklığını alıyordu. Su, kadın, yıldız, ekmek; ilkel, esrarengiz kaynağına dönüyor ve çark amca havada yeniden dönmeye başlıyordu.</p></blockquote>
<p>Yazarın kendi ağzından, hayatı aceleye getirmemenin gerekliliğinin muhteşem betimlemesi:</p>
<blockquote><p>Yabanıl bir çam ağacında, bir sabah, tam içerdeki canın dışarı çıkmak üzere kabuğunu çatlattığı anda, bir kelebek kozasını nasıl görme fırsatını elde etmiş olduğumu hatırladım. Bekliyor, bekliyordum; o ise gecikiyordu; benim de işim vardı&#8230; Bunun için ona doğru eğildim, soluğumla ısıtmaya başladım. Onu sabırla ısıtıyordum. Mucize benim önümde, doğal hızından daha hızla oluşmaya başladı: kabuğun hepsi açılıp kelebek göründü. Ama ben, heyecanımı asla unutmayacağım: Kanatları kıvrıntılıydı ve açılmamıştı, bütün vücudu titriyor, kanatlarının açmaya çalışıyor, ama beceremiyordu. Bense ona solğumla yardımcı olmaya çalışıyordum. Ama boşuna. Onun, güneşte sabırla olgunlaşmaya ve açılışa gereksinmesi vardı; şimdiyse, artık vakit geçmişti. Soluğum kelebeği yedi aylık çocuk gibi vaktinden önce, daha buruşuk bir halde dışarı çıkmaya zorlamıştı. Olgunlaşmamış halde çıktı, umutsuzca kımıldadı, biraz sonra da avucumun içinde öldü.</p>
<p>Kelebeğin bu tüylü iskeleti, sanırım ki, bilincimdeki en büyük ağırlıktı. Ve işte bugün, ta derinden anladım: <strong>Yüzyıllık yasaları oldubittiye getirmek öldürücü bir günahtır; ölümsüz uyumu güvenle izlemek insanın borcudur.</strong></p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;dan milliyetçilik ve insan sevgisi üzerine:</p>
<blockquote><p>Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk&#8217;tür, bu Bulgar&#8217;dır ve bu Yunanlı&#8217;dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim&#8230; Neden? Çünkü bunlar Bulgar&#8217;mış, ya da bilmem neymiş&#8230; Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte&#8230; Boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onunda Tanrı&#8217;sı ve karşı Tanrı&#8217;sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek&#8230; Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be&#8230; Hepimiz kurtların yiyeceği etiz&#8230; Ve bu kadınsa, gayri o zaman, vallahi ağlayasım geliyor. Sen ikide bir, kadınları seviyorum diye benimle alay edersin. Nasıl sevmeyeyim be? Nasıl acımayayım ki, onlar zayıf yaratıklardır, ne yaptıklarını bilmezler; memelerinden tutuversen, kapılarını açıp teslim olurlar!&#8230;</p></blockquote>
<p>Yine Zorba&#8217;nın ağzından:</p>
<blockquote><p>Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;dan delikanlının tarifi:</p>
<blockquote><p>Eh senin gençliğin bende olmalıydı! Deniz, kadın, şarap ve bol iş! Nereye olsa burun üstü düşmelisin! İşe, şaraba, aşka burunüstü düş ve ne Tanrı&#8217;dan ne de Şeytan&#8217;dan kork! Delikanlı bu demektir&#8230;</p></blockquote>
<p>Yazar&#8217;ın insan tanımı:</p>
<blockquote><p>Utanmış bir halde sustum. Zorba&#8217;nın acısını kıskanarak kendi kendime &#8220;İnsan bu demektir&#8221; diye düşündüm. Acı duyduğu zaman, gerçek iri gözyaşları döken, sevinirken de sevincini, ince metafizik eleklerden geçirerek onu boşuna harcamayan, sıcakkanlı ve sağlam kemikli insan!</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;nın son nefesindeki sözleri:</p>
<blockquote><p>Ben köyün öğretmeniyim. Burada bir mermek yatağı olan Aleksi Zorba&#8217;nın, geçen pazar günü, saat altıda öldüğü yolundaki acı haberi size bildirmek için yazıyorum. Can çekişirken bana şöyle bağırmıştı: &#8216;Gel buraya öğretmen,&#8217; demişti, &#8216;Yunanistan&#8217;da filanca dostum var; öldüğüm zaman ona öldüğümü ve son anıma kadar aklımın tamamıyla başımda olup kendisini hatırladığımı yaz. Ne yapmışsam pişman olmadığımı da&#8230; Sağ olmasını dilediğimi ve artık akıllanması zamanının geldiğini de söyle ona. Eğer, herhangi bir papaz, günahımı çıkarmaya ve beni kutsamaya gelirse, ona defolup gitmesini ve lanetinin üzerimde olmasını istediğimi söyle! Hayatımda yaptım, yaptım, yaptım ve yine de az yaptım. Benim gibi adamların bin yıl yaşamaları gerekirdi. Hayırlı geceler!&#8217;</p></blockquote>
<p>Yazarın önsözünden bir alıntı:</p>
<blockquote><p>Eğer bugün, dünyada bir ruh kılavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir &#8216;guru&#8217;, Aynaroz papazlarının dediği gibi bir &#8216;yeronda&#8217; seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba&#8217;yı seçerdim.</p>
<p>Çünkü mürekkep yalayan bir insanın kendini kurtarması için neye gereksinmesi varsa, hepsi onda vardı; uzaktaki besinini ok gibi yakalayan o ilkel avcı görüşü; rüzgar, deniz, kadın, ateş ve ekmek gibi, her günün yüzyıllık öğelerine bir bakirlik vermek ve ölümsüzlüğe her zaman ilk kez bakmak konusunda gösterdiği o her sabah yenilenen yaratıcı yalınlığı, elinin sağlamlığı, yüreğinin tazeliği, içinde ruhtan daha kuvvetli bir güç varmış gibi, kendi ruhu ile alay etmek yolundaki babayiğitliği ve son olarak kritik anlarda, Zorba&#8217;nın ihtiyar göğsünden fışkıran, insanın benliğinden daha derin bir kaynaktan çıkan, her zaman yeni, pürüzsüz gülüşü; zavallı ve korkak insanların kendi hayatçılığını yarım yamalak güvenlik altına alma yolunda çevresine diktiği ahlak, din, ve vatan gibi çitleri yıkmak için o silkinir ve yıkardı da&#8230;</p>
<p>Bunca yıldır kitaplarda öğretmenlerin kudurmuş ruhumu doyurmak için, beni hangi besinle beslediklerini ve Zorba&#8217;nın birkaç ayda, bana nasıl, aslanca bir besini verdiğini düşündüğümde içimdeki acıyı ve kızgınlığı güçlükle önleyebiliyorum. Bir bakıma, hayatım mahvolup gitmişti. Bu &#8220;ihtiyar&#8221; la çok geç karşılaşmıştım ve hala içimde kalan, kurtulabilecek şeyler çok azdı.</p></blockquote>
<p>Sizinde çok geç kalmadan Zorba ile tanışmanızı diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
