<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih Güneş kişisel günlüğü</title>
	<atom:link href="http://www.fatihgunes.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fatihgunes.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Feb 2010 23:31:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dinlediklerim: Ben Kimim?</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/dinlediklerim-ben-kimim/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/dinlediklerim-ben-kimim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 23:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[İşte beni; damarımdan yakalayan, soluğumu kesen ve beni benden alan müthiş bir şarkı. Candan Erçetin&#8216;den &#8220;Ben Kimim&#8221;.  Bu şarkının, yine beni benden almış, son dönem Türk edebiyatının -bence- şaheserlerinden biri olan, Hasan Ali Toptaş&#8216;ın &#8220;Gölgesizler&#8221; romanından uyarlanan film için yazılmış olması. Şarkının, romana yaraşır derinlikte ve şiirsel sözleri. Söz ve şarkı ile başbaşa bırakıyorum.
Ben kimim- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/02/candan_ercetin.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-238" style="border: 2px solid black; margin: 2px 5px;" title="candan_ercetin" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/02/candan_ercetin.jpg" alt="" width="120" height="150" /></a>İşte beni; damarımdan yakalayan, soluğumu kesen ve beni benden alan müthiş bir şarkı. <strong>Candan Erçetin</strong>&#8216;den <strong>&#8220;Ben Kimim&#8221;</strong>.  Bu şarkının, yine beni benden almış, son dönem Türk edebiyatının -bence- şaheserlerinden biri olan,<strong> Hasan Ali Toptaş</strong>&#8216;ın<strong> &#8220;Gölgesizler&#8221; </strong>romanından uyarlanan film için yazılmış olması. Şarkının, romana yaraşır derinlikte ve şiirsel sözleri. Söz ve şarkı ile başbaşa bırakıyorum.<span id="more-229"></span></p>
<p><object width="480" height="365"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x88edj"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x88edj" width="480" height="365" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><b><a href="http://www.dailymotion.com/video/x88edj_ben-kimim-candan-ercetin_shortfilms">Ben kimim- Candan Er&ccedil;etin</a></b><br /><i>Y&uuml;kleyen <a href="http://www.dailymotion.com/mancoloji">mancoloji</a>. &#8211; <a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/shortfilms">TV dizilerini ve programlarını online izleyin.</a></i></p>
<p>Ben Kimim</p>
<p>Az mıyım, çok muyum<br />
Var mıyım, yok muyum<br />
Ben neyim</p>
<p>Masal mıyım, gerçek miyim</p>
<p>Kaç mıyım, göç müyüm<br />
Hiç miyim, suç muyum<br />
Ben kimim</p>
<p>İbret miyim, cinnet miyim</p>
<p>Hiçlikler içinde kanayan yürek<br />
Yokluklar içinde savaşan beden<br />
Boşluklar içinde karışan zihin<br />
Güçlükler içinde değil miyim</p>
<p>yoksa… yoksa…</p>
<p>Her ihanete akıl erdiren<br />
Her cehalete kılıf uyduran<br />
Her esarete fiyat biçtiren<br />
Sen değil de, ben miyim?</p>
<p>Geçimsizim bu günlerde<br />
Kimsesizim bu yerlerde<br />
Değersizim bu ellerde<br />
Çaresizim doğduğum yerde</p>
<p>Gölgesizim, her gün her yerde</p>
<p>Ses miyim, sus muyum<br />
Sis miyim, pus muyum<br />
Ben neyim</p>
<p>Deha mıyım, heba mıyım</p>
<p>Ak mıyım, pak mıyım<br />
Al mıyım, sat mıyım<br />
Ben kimim</p>
<p>Yarar mıyım, ziyan mıyım</p>
<p>Yalanlar içinde doğruyu bulan<br />
Cayanlar içinde sözünde duran<br />
Satanlar içinde ayak direyen<br />
Yananlar içinde, değil miyim</p>
<p>Her adalete duvar ördüren<br />
Her cesarete kilit vurduran<br />
Her asalete boyun eğdiren<br />
Sen değil de, ben miyim</p>
<p>Geçimsizim bu günlerde<br />
Kimsesizim bu yerlerde<br />
Değersizim bu ellerde<br />
Çaresizim doğduğum yerde</p>
<p>Gölgesizim her gün her yerde</p>
<p>söz &amp; müzik : Candan Erçetin<br />
yorum : Candan Erçetin<br />
düzenleme : Alper Erinç<br />
gitarlar : Alper Erinç<br />
davul : Cengiz Tural<br />
kayıt &amp; mix : Alper Gemici<br />
mastering : Çağlar Türkmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/dinlediklerim-ben-kimim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roma: Gittim, Gördüm, Yazdım :)</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/roma/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/roma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 22:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Veni, vidi, vici&#8221; (geldim, gördüm, yendim) demiş Sezar, milattan önce 47 yılında, Tokat-Zile civarında Pontus kralını yendiği savaştan sonra, Roma senatosuna yazdığı mektupta. Ben de, Sezar&#8217;ın imparatorluğunun başkenti Roma&#8217;ya gittim, 2010 yılbaşında. Fazla detaya girmeden, izlenimlerimi aktaracağım ve gideceklere bazı küçük tüyolar vermeye çalışacağım.
Roma İmparatorluğu; yaşam süresi, kapladığı alan, dünya kültür ve mimarisine yaptığı katkılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/blog1.jpg"><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/blog1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-227" style="border: 2px solid black;" title="blog1" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/blog1.jpg" alt="" width="138" height="168" /></a></a>&#8220;Veni, vidi, vici&#8221; (geldim, gördüm, yendim) demiş Sezar, milattan önce 47 yılında, Tokat-Zile civarında Pontus kralını yendiği savaştan sonra, Roma senatosuna yazdığı mektupta. Ben de, Sezar&#8217;ın imparatorluğunun başkenti Roma&#8217;ya gittim, 2010 yılbaşında. Fazla detaya girmeden, izlenimlerimi aktaracağım ve gideceklere bazı küçük tüyolar vermeye çalışacağım.<span id="more-204"></span></p>
<p>Roma İmparatorluğu; yaşam süresi, kapladığı alan, dünya kültür ve mimarisine yaptığı katkılar ile, dünya tarihinin en büyük imparatorluğu olarak kabul edilir. Bu büyük medeniyetin gözbebeği olan başkent Roma da, elbette dünyada görülmesi en öncelikli birkaç şehirden biridir.</p>
<h3>Nasıl gittim</h3>
<p>Roma&#8217;ya Pronto Tur&#8217;un 4 günlük paket turu ile gittim. Gidiş&#8217;te charter olduğunu fazlasıyla hissettiren, dönüşte ise kendini affettiren bir uçak kullanan Freebird Havayolları (sanılanın aksine, ismini efsanevi Türk Pilotu Vecihi Hürkuş&#8217;tan alan mütevazi bir Türk havayolu şirketidir) ile uçtuk. Tur paketinden genel olarak memnun kaldım. Her ne kadar bizim kafilenin rehberi hasta olduğundan pek faydalanamadıysak da, rehberler oldukça bilgili ve yardımseverdi.</p>
<p>Zamanlama olarak yılbaşını özel olarak seçmedim. Ama gideceklere tavsiyem, yılbaşını veya diğer genel tatil zamanlarını tercih etmemeleri. Roma, dünyanın en cazip birkaç turistik şehrinden biri. Dolayısıyla, yılbaşı veya yüksek sezonda tüm dünya akın ediyor diyebilirim. Gidiş ve gelişte havaalanında uzun kuyruklar vardı. Restoranların önünde, hatta indirim yapan mağazaların önünde bile kuyruk eksik olmadı. Ha, müze gezeceğim diyorsanız kuyruk bulamazsınız, o ayrı <img src='http://www.fatihgunes.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Biz, şehir merkezinde üç yıldızlı bir otelde (Hotel Galles) kaldık. Otel, Termini dedikleri şehir merkezine yakın ve ulaşımın kolay olduğu bir bölgede yer alıyordu ki bu oldukça önemli. Zira Termini, şehri iki ayrı yönde kat eden iki metro hattının birleşme noktası. Ayrıca otobüslerin de ana durağı. Böylece ulaşım çok rahat oldu.</p>
<h3>Ne gördüm</h3>
<p>Roma tarihi ve mimari açıdan, açıldıkça içinden harikulade şeyler çıkan pandora kutusu gibi bir şehir. Şehir merkezinin neredeyse tamamı tarihi bina. Yürüyerek dolaşılabilecek büyüklükteki merkezde, gezilecek görülecek şeyler hiç bitmiyor. Turistik haritada bulunan tarihi yapıları gezerken, rastgele daldığınız bir ara yolda, haritada hiç bulunmayan muhteşem bir yapı ile karşılaşmak olağan. Roma&#8217;yı gezdikten sonra, Ayasofya&#8217;mıza olan hayranlığıma biraz gölge düştü diyebilirim. Ayrıca, bir mimar, Roma&#8217;yı görmeden kendine mimar demesin derim, o kadar <img src='http://www.fatihgunes.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Sadece görülerek anlaşılabilecek şeyleri, tarif etmeye çalışmak gibi beyhude bir zahmete girmeyeceğim. Gidiniz, görünüz. Ben Roma&#8217;yı gördükten sonra şunları daha iyi anladım:</p>
<ul>
<li> bir şehrin tarihi dokusunu korumanın ne kadar muhteşem bir miras olduğunu (ve bizim ne büyük bir mirası ıskaladığımızı)</li>
<li>kent mimarisine meydanların kattığı ferahlığı ve anıtların kattığı ihtişamı</li>
<li>bir yerde kalıcı olmakla, göçücü olmak arasındaki farkı</li>
</ul>
<p>Muhtemelen ben de birçok yeri göremeden döndüm ama, şunları görmeden dönmeyin derim:</p>
<ul>
<li>Eski Roma&#8217;da Gladyatörlerin savaştırıldığı kolezyum (Colosseo), hemen yakınındaki Konstantin Tag&#8217;ı</li>
<li>İtalya&#8217;nın ilk kralının sarayı ve bu sarayın bulunduğu meydan (Piazza Venezia)</li>
<li>Vatikan&#8217;da bulunan dünyanın en büyük kilisesi San Pietro ve önündeki aynı adlı meydan</li>
<li>Vatikan müzesinde bulunan Sistine Şapeli</li>
<li>Aşk Çeşmesi (Fontana de Trevi)</li>
<li>Panteon (maalesef ben içine giremedim)</li>
<li>İspanyol Merdivenleri (Piazza di Spagna)</li>
<li>Borges Bahçelerinin bitimindeki tepeden Poppolo Meydanı (Piazza Poppolo), ve kuşbakışı Roma manzarası</li>
<li>İçinde etkileyici bir güneş takviminin bulunduğu <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Santa_Maria_degli_Angeli_e_dei_Martiri" target="_blank">Santa Maria</a> klisesi (Piazza Della Repubblica&#8217;da). Güneş takvimini çalışırken görmek için 12:00 civarında kilisede olmak gerekiyor sanırım.</li>
</ul>
<p>Poppolo Meydanındaki kilisinin yanında bulunan küçük sergi salonunda, Türkiye&#8217;ye gelmişken göremediğime çok pişman olduğum Leonardo Da Vinci&#8217;nin Makineleri sergisini gördüm ve hemen daldım. Umarım kalıcı bir sergidir ve gidenlerin görme imkanı olur. Bu sergide Leonardo&#8217;nun tasarladığı makineler, çizimleri esas alınarak birebir yapılmış. Leonardo&#8217;nun orjinal yazı ve defterlerini gördüğüm anı unutamam.</p>
<h3>Ne yedim</h3>
<p>İtalyan mutfağının, dünyada en kolay bulunabilen (yaygın) ve bizim damak tadımıza en yakın mutfak olduğunu biliyordum. Giderken de harika makarna (pasta deniyor) ve pizzalar yiyeceğim hayali ile gitmiştim. Sonuç: Fiyasko. Pizzalar, bizdeki Konya etli ekmek hamurunun üzerine yayılmış çeşitli ve bol yağlı malzemelerden oluşuyor. O pizzaları yiyince bizdeki nefis kenar Little Ceasar pizzalarına şükürler okudum. Makarnalar ise İtalyan yemek kültüründe açılış yemeği olarak geldiğinden asla karın doyurmuyor. Son gün dayanamadım ve Tourism Information daki görevliye, şöyle doya doya makarna yiyebileceğim bir restoran sordum. O da şaşırarak,  <a title="Pastarito" href="http://www.pastarito.it" target="_blank">Pastarito</a>&#8216;yu tarif etti ve nihayet benim karnım da doydu.</p>
<h3>Tavsiyeler</h3>
<ul>
<li>Yürüyerek gezilebilecek, tatil sezonu (high season) olmayan bir zamanda gidin.</li>
<li>Gitmeden önce iyi araştırma yapın, benim de faydalandığım <a title="Yol Gidenindir" href="http://yolgidenindir.blogspot.com/2006/08/italya-gezi-notlar-roma-ve-milano.html" target="_blank">şu yazıyı</a> okuyun. Okumak için daha fazla vaktiniz varsa <a href="http://www.gezi-yorum.net" target="_blank">www.gezi-yorum.net</a> sitesinden Orhan Meral&#8217;in harika İtalya yazılarını okumadan gitmeyin.</li>
<li>İlk gün bir Tourism Information ofisi bulun, güzel bir harita (ücretsiz) ve sağlıklı bilgi edinin.</li>
<li>Kesinlikle merkezde (Termini bölgesini de tavsiye ederim) bir otelde konaklayın. Tüm metro ve otobüslerde geçerli olan günlük biletlerden kullanın.</li>
<li>Makul fiyatlı restoranları tercih edin. Kibarlığa gerek yok. Hoşunuza giden şeylerden bol bol isteyin.</li>
<li>Roma dondurması efsanesine kanmayın. Her köşede yer alan dondurmalar, bizim Maraş dondurmasının yanına bile yaklaşamaz bence.</li>
<li>İtalyanların çoğunun İngilizcesi zayıf. Hiç çekinmeyin, kafa göz yararak İngilizce&#8217;nizi parçalayın.</li>
<li>Hediyelik tekstil almayın. Roma&#8217;da şunu anladım ki, biz Türkiye&#8217;de tekstil cennetinde yaşıyoruz.</li>
<li>Tur paketi alırken, gidiş ve dönüş saatlerine dikkat! Bir gününüz yollarda/havaalanlarında heba olmasın.</li>
</ul>

<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10784/' title='SDC10784'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10784.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10784" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10806/' title='SDC10806'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10806.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10806" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10815/' title='SDC10815'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10815.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10815" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10831/' title='SDC10831'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10831.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10831" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10866/' title='SDC10866'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10866.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10866" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/sdc10779/' title='SDC10779'><img src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/SDC10779.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="SDC10779" /></a>
<a href='http://www.fatihgunes.com/roma/blog1/' title='blog1'><img width="138" height="150" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2010/01/blog1-138x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="blog1" /></a>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/roma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzlediklerim: AVATAR &#8211; James Cameron</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/avatar/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/avatar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 23:46:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İzlediklerim]]></category>
		<category><![CDATA[AVATAR]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[17 Aralık 2009 Perşembe günü, saat 09:00 da, AVATAR filmini, gösterime girmeden bir gün önce, öngösterimin ilk seansında izledim. Sonuç: Tek kelime ile MÜKEMMEL. Imdb de şimdiden 8.4 puan aldı bile.
Yazım, spoiler içermiyor. Seyretmemiş olanlar da okuyabilir. Ama bence hiç vakit kaybetmeyin, hemen gidin seyredin. Dönüşte yorumlarınızı beklerim.


Sinemaya çok giden biri değilim. Bu filmi ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/12/avatar_navi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-190" title="avatar_navi" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/12/avatar_navi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>17 Aralık 2009 Perşembe günü, saat 09:00 da, AVATAR filmini, gösterime girmeden bir gün önce, öngösterimin ilk seansında izledim. Sonuç: Tek kelime ile MÜKEMMEL. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0499549/" target="_blank">Imdb </a>de şimdiden 8.4 puan aldı bile.</p>
<p>Yazım, spoiler içermiyor. Seyretmemiş olanlar da okuyabilir. Ama bence hiç vakit kaybetmeyin, hemen gidin seyredin. Dönüşte yorumlarınızı beklerim.</p>
<p><span id="more-183"></span><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="450" height="238" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="src" value="http://www.traileraddict.com/emd/15437" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="450" height="238" src="http://www.traileraddict.com/emd/15437" allowfullscreen="true" wmode="transparent" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p>Sinemaya çok giden biri değilim. Bu filmi ne bekliyordum, ne de bir ön araştırma-duyum-haberim olmadı. Herşey tamamen tesadüf eseri gelişti. Hikaye şöyle başlıyor&#8230;</p>
<p>Geçen hafta sonu eşim ile beraber çoktandır isteyip de gidemediğimiz bir sinema aktivitesi yapalım dedik. Biraz eğlenceli vakit geçiriz diye de halen gösterimde olan &#8220;7 Kocalı Hürmüz&#8221; filmine gittik. Sinamadan çıktığımda kafamdaki düşünce şuydu: Tiyatroda seyredilebilecek birşey için neden sinama filmi çekilir ki? Bir tiyatro sahnesinin önüne birkaç kamera koysanız, elde edilecek sonuç filmden çok eksik olmazdı. Hatta filmi seyrederken bir ara ; &#8220;Acaba iyi bir prodüktör ve iyi bir yönetmen, İhsan Oktay Anar&#8217;ın Puslu Kıtalar Atlasını çekse nasıl birşey olur? Bizden de Lord of The Rings kalitesinde bir film çıkmaz mı? diye hayallere dalmıştım.</p>
<p><a href="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/12/avatar_direhorse.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-192" title="avatar_direhorse" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/12/avatar_direhorse.jpg" alt="" width="600" height="338" /></a>Öyle değil mi? Sinamanın tiyatrodan farkı nedir ki? Sinema; insana görmediklerini gösteren, hissetmediklerini hissettiren, hayal etmediklerini hayal ettiren büyülü bir dünya değil midir?</p>
<p>Aradan 4 gün geçtikten sonra, tamamen tesadüf eseri AVATAR filmini izledim. Film bizi aldı, bilmediğimiz dünyalara götürdü, hayaller içinde gezdirdi, sıradanlaştırılan gerçeklerin farkına vardırttı, mest edip bıraktı.</p>
<h3>James Cameron: Bu adam Sinemanın Einstein&#8217;ı</h3>
<p>Einstein&#8217;ı Einstein yapan şey nedir ? Cevap: Sadakati. Yanlış anlamayın, Einstein kadınlara pek sadık biri değildi. O ömrü boyunca tek ve büyük bir probleme sadık kalmıştı. Evrendeki tüm maddeler için geçerli ortak bir formül? Cevabı bulmak tüm ömrünü aldı: E=mc2 Bu arayış süresince birçok yan teori ve kuramlar üretti. Ancak hiçbir zaman -çözdükten sonra bile- probleminden vaz geçmedi. Bu sadakati ona gelmiş geçmiş en büyük bilim adamı olma payesini kazandırdı. Kendi ifadesi ile: &#8220;<span>It&#8217;s not that I&#8217;m so smart, it&#8217;s just that I stay with problems longer.&#8221; Bu konuda detaylı bir yazı, yolda&#8230;<br />
</span></p>
<p>James Cameron, bir önceki filmi Titanik&#8217;i 1997 de çekti. 11 Oscarlı aldıktan sonra sessizliğe gömüldü. 82 sayfalık ilk taslağını 1995 de yazdığı projesi Avatar için çalışmaya başladı. 12 yıl sonra, toplam bütçesi 200 milyon doları aşan bir film ile karşımızda.  Avatar, yazımını ve yönetmenliğini kendisinin yaptığı bir şaheser.</p>
<p>Filmde neler var: Hayalgücünün sınırlarında dolaşan farklı bir dünya kurgusu ve sanat eseri sahneler, basit ve sürükleyici bir senaryo, başta Amerikan hükümeti olmak üzere tüm insanlığa ince ince -yer yer odun gibi kalın- göndermeler. Kısaca bir bilim kurgu (science fiction) filmin nasıl olması gerektiğine dair tam ve eksiksiz bir iş.</p>
<p>Gidiniz, görünüz, büyüleniniz ve takdir ediniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/avatar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Martin Fowler&#8217;dan: Katmanlı Mimarinin Evrimi</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/martin-fowlerdan-katmanli-mimarinin-evrimi/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/martin-fowlerdan-katmanli-mimarinin-evrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 23:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Enterprise Application Architecture]]></category>
		<category><![CDATA[Katmanlı Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Fowler]]></category>
		<category><![CDATA[The Evolution of Layers in Enterprise Application]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Martin Fowler, yazılım dünyasının önde gelen guru&#8217;larından biridir. Geçenlerde bir vesile ile üstadın, &#8220;Enterprise Application Architecture&#8221; adlı eseri elime geçti. Ben, hem Martin Fowler&#8217;ı uzaktan takip eden, hem de Kurumsal Uygulamalara 10 yılını vermiş biri olarak kitaba balıklama daldım tabi. Aşağıda kitapta bulunan ve, genç yazılımcılar için faydalı olabileceğini düşündüğüm, &#8220;The Evolution of Layers in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignright" style="width: 215px"><img title="Martin_Fowler_QCon_2007.jpg" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/7/79/Martin_Fowler_QCon_2007.jpg" alt="Martin_Fowler_QCon_2007.jpg" width="205" height="242" /><p class="wp-caption-text">Martin_Fowler_QCon_2007.jpg</p></div>
<p>Martin Fowler, yazılım dünyasının önde gelen guru&#8217;larından biridir. Geçenlerde bir vesile ile üstadın, &#8220;Enterprise Application Architecture&#8221; adlı eseri elime geçti. Ben, hem Martin Fowler&#8217;ı uzaktan takip eden, hem de Kurumsal Uygulamalara 10 yılını vermiş biri olarak kitaba balıklama daldım tabi. Aşağıda kitapta bulunan ve, genç yazılımcılar için faydalı olabileceğini düşündüğüm, &#8220;The Evolution of Layers in Enterprise Application&#8221; başlıklı kısa bölümü, naçizane kendi yaptığım çevirisi ile sunuyorum. Yazar bu bölümde yıllar içinde evrimleşen, Kurumsal uygulama geliştirme konusuna kısa bir tarihçe sunarken, katmanlı mimariye nasıl ulaşıldığını özetliyor. Bu serüvenin her kilometresinde, yanlış yapa yapa doğruları öğrenen, ben ve benim gibi diğer yazılım dinazorları için de hoş bir panorama olduğunu düşünüyorum.<span id="more-165"></span></p>
<p>KURUMSAL UYGULAMALARDA KATMANLI MİMARİNİN EVRİMİ<br />
Batch sistemlerin erken zamanlarına yetişemeyecek kadar genç olmama rağmen, o zamanlarda insanların katman konusunu önemsediğini sanmıyorum. Bir takım dosyaları (ISAM, VSAM, vb.) yöneten bir program yazarsınız ve bu sizin uygulamanızdır. Katmanlı bir yapı uygulamaya gerek yoktur.<br />
Katman konusu, 90 lı yıllarda istemci-sunucu (client-server) sistemlerin yükselişi ile ortaya çıkmıştır. Bunlar iki katmanlı sistemlerdi: İstemci, kullanıcı arayüzleri ve diğer uygulama kodlarını çalıştırırdı, sunucu da genellikle bir veritabanıydı. Yaygın uygulama geliştirme araçları VB, Powerbuilder ve Delphi idi. Bunlar SQL bağlanabilen arayüz kontrolleri içerdiğinden, veri yoğun uygulama geliştirmeyi oldukça kolaylaştırıyorlardı. Böylece, formlara kontroller sürükleyerek ekranlar oluşturabiliyordunuz ve özellik alanlarını tanımlayarak kontrolleri veritabanına bağlayabiliyordunuz.<br />
Eğer uygulama, genel olarak, ilişkili verileri göstermek ve basit olarak güncellemek ise istemci-sunucu sistemleri iyi iş görüyordu. Problem iş kurallarındaydı: kontroller, hesaplamalar, vs. İnsanlar genellikle bunları istemci tarafında yazarlardı. Fakat bu kötü kodlamaydı ve iş mantığını ekranlara gömmeyi gerektiriyordu. İş kuralları komplike oldukça, bu kod ile çalışmak çok zorlaşıyordu. Dahası, iş mantığını ekranlara gömmek, kodun çoklanmasına sebep oluyordu. Bu da basit değişiklikler için tüm ekranları taramayı gerektiriyordu.<br />
Bir alternatif de iş mantığını, veritabanında sp (stored procedure) lere gömmekti. Ancak sp ler kısıtlı programlama imkanı sunuyordu, bu da yine kötü koda yol açıyordu. Ayrıca, birçok insan, SQL i, gerektiğinde veritabanını değiştirmeye olanak sağlayabilen bir standart olduğu için tercih ediyordu. Gerçekte çok az insanın bunu yapmasına rağmen, birçok insan yüksek taşıma maliyetine katlanmaksızın veritabanı bağımsızlığına sahip olmayı seviyordu.<br />
İstemci-sunucu sistemlerin popülerleştiği sırada, nesne yönelimli (object-oriented) yaklaşım da revaçtaydı. Nesnecilerin iş kuralları problemine verecek bir cevabı vardı: Üç katmanlı bir sistem. Bu yaklaşıma göre; kullanıcı arayüzlerinin bulunduğu bir sunum katmanı, iş kurallarının bulunduğu bir iş katmanı, ve bir veri katmanı vardır. Bu şekilde, girift iş kurallarını arayüzden çıkartıp ayrı bir katmana koyabilirdiniz ve nesneler kullanarak bu katmanı yapılandırabilirdiniz.<br />
Buna karşın, nesne taraftarları bir miktar ileri gitmişti. Gerçekte birçok sistem oldukça sadeydi, ya da en azından öyle başlıyordu. Üç katmanlı yaklaşımın birçok avantajı olmasına rağmen, eğer probleminiz basit ise, istemci-sunucu geliştirme araçları daha cazipti. İstemci-sunucu araçlarını, üç katmanlı mimaride kullanmak ise çok zordu, hatta imkansızdı.<br />
Bence, burada sismik şok, Web&#8217;in yükselişi ile geldi. İnsanlar birden, istemci-sunucu uygulamalarını web browser ile kullanmak istediler. Ancak, eğer tüm iş kurallarınız bir istemciye gömülü ise, bu kuralların tamamının bir web arayüzünde tekrar kodlanması gerekir. İyi tasarlanmış bir üç katmanlı uygulamada ise, sadece yeni bir sunum katmanı eklemek işi çözecektir. Dahası, Java ile gördük ki, tam tekmil bir nesne tabanlı geliştirme dili ana yola yerleşmişti bile. Web sayfaları geliştirmek için gerekli araçlar, SQL e daha az bağımlı, üçüncü katmana bağlanmaya daha uygundular.<br />
İnsanlar katman konunu konuştuklarında, genellikle katmanlı mimari ve katlı mimari terimleri üzerinde bir karışıklık olur. İki terim sık olarak eşanlamlı gibi kullanılsa bile, birçok insan kat kavramını fiziksel bir ayrılma ile eşleştirir. İstemci-sunucu sistemleri iki katlı sistemler olarak tanımlanır ve ayrışma fizikseldir: İstemci bir masaüstü bilgisayardır ve sunucu da bir sunucudur. Benim katman kelimesini kullanmam, ayrı katmanları ayrı makinelerde çalıştırmak zorunda olmadığımızı vurgulamak içindir. Ayrıştırılmış bir iş katmanı, istemcide veya sunucuda çalışabilir. Bu durumda iki noktanız ancak üç katmanınız vardır. Yerel bir veritabanı ile, üç katmanı da aynı dizüstü bilgisayarda çalıştırabilirim, ancak yine de üç katmanlı bir yapı vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/martin-fowlerdan-katmanli-mimarinin-evrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okuduklarım: Kitab-ül Hiyel &#8211; İhsan Oktay Anar</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 23:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Oktay Anar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[
Ömrü hayatımın son iki yılında keşfettiğim -buna sevinsem mi, dövünsem mi bilemiyorum- Türk Edebiyatının yaşayan iki büyük yazarından İhsan Oktay Anar&#8217;ın (diğeri Hasan Ali Toptaş dır) ikinci romanı olan &#8220;Kitab-ül Hiyel&#8221; i az önce bitirdim. İçinde bulunduğum mutluluk ve mest olma halini doya doya yaşasam mı, yoksa sıcağı sıcağına bu yazıyı yazsam mı tereddütünü uzatmadan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin: 10px;" title="kitabulhiyel" src="http://neokuyorsun.com/img/kitap_gorsel/2b56063c2b3db66b809765e975509834.jpg" alt="Kitab-ül Hiyel" width="120" height="184" /></p>
<p>Ömrü hayatımın son iki yılında keşfettiğim -buna sevinsem mi, dövünsem mi bilemiyorum- Türk Edebiyatının yaşayan iki büyük yazarından İhsan Oktay Anar&#8217;ın (diğeri Hasan Ali Toptaş dır) ikinci romanı olan &#8220;Kitab-ül Hiyel&#8221; i az önce bitirdim. İçinde bulunduğum mutluluk ve mest olma halini doya doya yaşasam mı, yoksa sıcağı sıcağına bu yazıyı yazsam mı tereddütünü uzatmadan, ikisini de aynı anda yapabileceğimi düşünerek bilgisayarın başına oturdum.<span id="more-166"></span><br />
Yazarın birinci romanı olan ve bence bir başyapıt olan &#8220;Puslu Kıtalar Atlası&#8221; nı okurken, bu blog&#8217;u henüz yazmaya başlamamış olmam ne büyük şanssızlık. Zira bu blog&#8217;u yazmaya başladıktan sonra keşfettiğim şeylerden biri de, insanın yazarken, duygu ve düşüncelerini derleyip toparladığı, fiziken olduğu gibi, beyninde de güzelce arşivlediği oldu.<br />
Kitab-ül Hiyel, eski dilde Mekanik Kitabı anlamına geliyor. Kitap, benim gibi, mekanik ve mühendislik meraklıları için bulunmaz nimet. Leonardo da Vinci&#8217;nin kara kalemle yaptığı mekanik çizimlerin hayranları bir de bu kitaba göz atsınlar. Kültürümüzün ve edebiyatımızın derinliklerinde kendilerini kaybedecekler.<br />
Kitap, eski Osmanlı kahvehane kültüründe önemli bir yeri olan sözlü anlatım biçimini esas alarak, okuyucuyu geçmişe doğru; mekanik, felsefe, Osmanlı yaşayış ve kültürü ile bezeli bir hayali yolculuğa çıkarıyor. Şık bir final ile sizi kendinizle başbaşa bırakarak bitiriyor.<br />
İmparatorluk Hayal Nazırı, Uzun İhsan Efendi (yazarın her kitabında kendisine gönderme yaptığı bir karakter var) önünde saygıyla eğiliyor, Türkiye&#8217;de ve Türkçe&#8217;de var olduğu için, Tanrıya binlerce teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-kitab-ul-hiyel-ihsan-oktay-anar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AHL deki rötarlara şaşmamalı</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/ahl-deki-rotarlara-sasmamali/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/ahl-deki-rotarlara-sasmamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 21:18:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[thy ahl rötar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihgunes.com/?p=159</guid>
		<description><![CDATA[Uçak yolculuklarında Yeşilköy Atatürk Hava Limanını kullananlar bilir. Uçuşlar genelde rötarlıdır. Bu durum AHL&#8217;nın yoğun trafiği ile açıklanır, ki hak vermemek imkansızdır. Gerçekten çok yoğun bir hava trafiği var. Ben de Ankara&#8217;da ki projemiz dolayısıyla AHL yi yoğun olarak kullanıyorum. Dolayısıyla rötarlara hem alıştım, hem de kabullendim, ta ki dün sabah 06:00 uçağı ile uçana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-162" style="margin: 5px;" title="airplane_clipart" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/airplane_clipart-150x150.jpg" alt="airplane_clipart" width="150" height="150" />Uçak yolculuklarında Yeşilköy Atatürk Hava Limanını kullananlar bilir. Uçuşlar genelde rötarlıdır. Bu durum AHL&#8217;nın yoğun trafiği ile açıklanır, ki hak vermemek imkansızdır. Gerçekten çok yoğun bir hava trafiği var. Ben de Ankara&#8217;da ki projemiz dolayısıyla AHL yi yoğun olarak kullanıyorum. Dolayısıyla rötarlara hem alıştım, hem de kabullendim, ta ki dün sabah 06:00 uçağı ile uçana kadar.<span id="more-159"></span></p>
<p>Dün sabah, günün ilk uçağı olan 06:00 İstanbul &#8211; Ankara uçuşuna biletim vardı. Olması gerektiği üzere gece 04:30 da uyandım, 05:00 de yola çıktım, 05:15 de hava alanındaydım. Rutin bir şekilde 05:30 da uçağa alındık. Kaptan pilotun anonsunda, &#8220;uçuşda 1. sıradayız&#8221; ifadesi içimi rahatlattı. Günün ilk uçağıydık ve nihayet uzun süreden sonra, tam saatinde rötarsız olarak kalkabileceğimizi düşünmüştüm. Ancak 06:00 da kalkması gereken uçak, 15 dk. gecikme ile 06:15 de kalktı.</p>
<p>Günün ilk uçağının, tüm pist bomboş iken ve ilk sıradayken, 15 dk. gecikmesi, birden beyin loblarım arasından kıvrıla kıvrıla düşen bir jetonun sesini kulaklarımda çınlattı.</p>
<p>Bir önceki pazartesi günü 09:00 uçağındayken kaptan pilot, uçuş sırasında 12. sırada olduğumuzu anons etmişti ve uçak 1 saat rötar ile ancak kalkabilmişti.  Elbette ki günün ilk uçağı, pist bomboş iken 15 dk. rötar yapıyorsa, bilmem kaçıncı uçağının 1 saat rötar yapmasından daha doğal ne olabilirdi ki.</p>
<p>İnsanın aklına şu can sıkıcı soru mıh gibi çivileniyor: Günün ilk uçağı, bomboş pistte neden rötar yapar?</p>
<p>Acaba havayolu çalışanları da yolcular kadar dakik olmak zorunda mı? Uçakların kalkış saatine yarım saat kala hava alanında check-in yaptırmış olmanız gerekir. Uçağınızın %100 rötar yapacağını bilseniz bile check-in süresini geçiremezsiniz. Ben bu yarım saati birkaç dakika geciktirdiğimden dolayı daha uçağın kalkışına en az 25 dk.  var iken uçağa alınmadığımı bilirim. Aynı dakikliği THY den neden talep edemiyoruz?</p>
<p>Türk Hava Yollarında uzun süredir güzel işler yapılıyor. Başkan Temel Kotil akademisyenlikden gelme, işinin ehli bir uçak mühendisi. Tüm dünyada uçak sektöründe global krizden dolayı hava yolları batarken, THY kar ederek, yatırım yaparak, büyüyerek yoluna devam ediyor. Ancak görünen o ki daha yapılacak şeyler var.</p>
<p>Uçuş süresi ne kadar geç olursa, rötar da o kadar fazla. Onun için tavsiyem, işiniz olsun olmasın, siz erken uçuşları tercih edin. Gittiğiniz yerde; biraz gezinti, biraz aylaklık, can sıkıcı rötarlardan çok daha eğlenceli<br />
olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/ahl-deki-rotarlara-sasmamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soyağaçları internetde kök salıyor!</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/soyagaclari-internetde-kok-saliyor/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/soyagaclari-internetde-kok-saliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 23:06:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[aile soyağacı]]></category>
		<category><![CDATA[gedcom]]></category>
		<category><![CDATA[genealogy]]></category>
		<category><![CDATA[geni]]></category>
		<category><![CDATA[genoom]]></category>
		<category><![CDATA[myheritage]]></category>
		<category><![CDATA[web 2.0]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fg.erpnedir.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Çoktandır aklımda soy ağacımı internet üzerinde bir ağaç yapısında tanımlamak ve bunu akrabalarımla paylaşmak isteğim vardı.  Daha önce bu konuda yıllardır faaliyet gösteren ve bu mecranın dünyada ağababası olan MyHeritage sistemini incelemiştim. Ancak bu yazılım kullanıcının bilgisayarında çalışıyordu. Son incelemenden bu yana, soy ağacı meselesi çağ atlamış. Bu konu genel olarak dünyada &#8220;Genealogy&#8221; kavramı ile ifade [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-131" title="family_tree" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/family_tree1.gif" alt="family_tree" />Çoktandır aklımda soy ağacımı internet üzerinde bir ağaç yapısında tanımlamak ve bunu akrabalarımla paylaşmak isteğim vardı.  Daha önce bu konuda yıllardır faaliyet gösteren ve bu mecranın dünyada ağababası olan MyHeritage sistemini incelemiştim. Ancak bu yazılım kullanıcının bilgisayarında çalışıyordu. Son incelemenden bu yana, soy ağacı meselesi çağ atlamış. Bu konu genel olarak dünyada &#8220;Genealogy&#8221; kavramı ile ifade ediliyor.</p>
<p>Benim beklentim Web 2.0 ın nimetleriyle bezenmiş, online bir soy ağacı sistemiydi. Aradım ve beklediğimden çok daha fazlasını buldum.</p>
<p><span id="more-125"></span></p>
<h3>Bir soy ağacı ile neler yapılabilir?</h3>
<p>Öncelikle aşağıdaki resimde olduğu gibi soy ağacınızı resimli olarak oluşturabilir, akrabalarınızla paylaşabilirsiniz.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-144" title="family-tree-vo" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/family-tree-vo1.jpg" alt="family-tree-vo" />Akrabalarınızı, epostalarını sisteme girerek, onların da katkı yapmasını sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Akrabalarınızın doğum günlerini soyağacından takip edebilirsiniz.</p>
<p>Bu soyağacı meselesi yurtdışında çok rağbet gören bir mesele. Nedense bizde pek sesi duyulmadı. Birkaç denemeler oldu ancak pek tutulmadı. Başarılı örneklerden biri www.akrabaonline.com Yurtdışında tutmuş bir soyağacı sitesini, sadece arayüzünü Türkçe&#8217;ye çevirerek para kazanmaya çalışan, ismi lazım olmayan enteresan bir örneğe de rastladım. Neyse, bizim işimiz düzgün örneklerle.</p>
<p>MyHeritage yıllardır dünyada, bu işin öncülüğünü yapıyor. Soyağacı sisteminin, online/offline değişik türevlerini barındıran birçok hizmet ve yazılım var internetde. Ancak benim aradığım birkaç özellik vardı:</p>
<ol>
<li>% 100 online olması: Sistem tamamen web üzerinde olmalı.</li>
<li>Web 2.0 desteklemesi: Arayüzleriyle, entegrasyonuyla ve sosyal ağ bağlantılarıyla</li>
<li>Ücretsiz olması</li>
<li>Türkçe arayüzünün olması</li>
</ol>
<h3>İncelediğim Örnekler</h3>
<p>Online / Offline birçok örnek inceledim. Ancak yukarıdaki kriterlere uyan ve öne çıkan üç tanesi: Geni, Genoom ve MyHeritage.</p>
<p><a href="http://www.geni.com"><img class="alignnone size-full wp-image-140" title="GeniLogoCropped" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/GeniLogoCropped1.jpg" alt="GeniLogoCropped" width="130" height="43" /></a> <a href="http://www.genoom.com"><img class="alignnone size-full wp-image-141" title="genoom_logo" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/genoom_logo1.png" alt="genoom_logo" width="119" height="52" /></a> <a href="http://www.myheritage.com.tr/"><img class="size-thumbnail wp-image-148" title="MyHeritageLogo" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/11/MyHeritageLogo1-150x58.gif" alt="MyHeritage" width="135" height="52" /></a></p>
<p>Üçü de birbirine çok benziyor. Üçü de kriterimin dördünü de tamamen karşılıyor. Benim kullanım kolaylığı açısından ve arayüz çevirilerinin başarılı olması açısından tercihim Genoom oldu. MyHeritage ın tecrübesi, Geni nin oturmuşluğu ve Genoom un da yeniliği öne çıkıyor.</p>
<h3>Aktarım Konusu (GEDCOM)</h3>
<p>Soy ağacı bilgisi önemli bir bilgi olduğundan, bu değerli bilgiyi bilgisayarımıza kaydetmek isteriz. Hatta bir sistemde kaydettiğimiz soy ağacımızı başka sistemlere de taşımak isteriz. Bu ihtiyaca cevap veren anahtar kelimemiz GEDCOM. Bir sistemde soyağacınızı oluşturduysanız, soy ağacınızı bilgisayarınıza GEDCOM standardını destekleyen bir dosya olarak kaydedebilirsiniz. Daha sonra bu dosyadan geri yükleme yapabilir veya başka bir sisteme aktarma (import/export) yapabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/soyagaclari-internetde-kok-saliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okuduklarım: Zorba &#8211; Nikos Kazancakis</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 23:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[Nikos Kazancakis]]></category>
		<category><![CDATA[Zorba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fg.erpnedir.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[10 yıl sonra tekrar elime aldım başucu kitabımı. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplar sıralamasında, 1. sırayı tam on yıldır kimseye kaptırmamıştı; ve en geç her on yılda bir, yeni bir göz, yeni bir bakış ile okunmayı fazlasıyla hak ediyordu. Demli bir bardak çay gibi, sindire sindire okudum. Bir on yıl sonraya tekrar randevulaştım.
Haddimi bilerek lafı uzatmıyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-116" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="zorba_kapak" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/zorba_kapak.jpg" alt="zorba_kapak" width="112" height="173" />10 yıl sonra tekrar elime aldım başucu kitabımı. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplar sıralamasında, 1. sırayı tam on yıldır kimseye kaptırmamıştı; ve en geç her on yılda bir, yeni bir göz, yeni bir bakış ile okunmayı fazlasıyla hak ediyordu. Demli bir bardak çay gibi, sindire sindire okudum. Bir on yıl sonraya tekrar randevulaştım.</p>
<p>Haddimi bilerek lafı uzatmıyorum ve sözü Zorba&#8217;ya bırakıyorum.<span id="more-58"></span></p>
<blockquote><p>Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lüp alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görenmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lüpü kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!</p></blockquote>
<p>Yazar, Zorba ile tanıştıktan sonra tüm hayatını sorgular:</p>
<blockquote><p>Geç uyudum. Hayatım boşuna geçmiş, diye düşünüyordum; elimde olsa da; bir sünger alıp bütün okuduklarımı, bütün görüp işittiklerimi silsem ve Zorba&#8217;nın okuluna girip büyük ve gerçek alfabeye başlasam! Ne kadar değişik bir yola girmiş olurdum! Beş duygumu ve bütün tenimi, sevip anlamaya iyice talim ettirmiş olurdum. Koşmayı, güreşmeyi, yüzmeyi, biniciliği, kürek çekmeyi, otomobil sürmeyi, atıcılığı öğrenirdim. Ruhumu tenle, tenimi de ruhla doldururdum; kısacası, içimde barıştırırdım bu yüzyıllık iki düşmanı&#8230;</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;nın hergün hayata  yeniden gelmiş gibidir:</p>
<blockquote><p>İkide bir gözlerini yumuklaştırıyor, bizim alıştığımız ve önem vermeden geçtiğimiz şeyler, Zorba&#8217;nın önünde korkunç sırlar gibi dikiliyor. O gene bir kadını görünce ürpererek durur, &#8220;Ne sırdır bu?&#8221; diye sorar. &#8220;Kadın ne demektir, neden böyle beynimizin vidalarını laçka ediyor? Söyler misin bana, nedir bu?&#8221; Bir adama, çiçek açmış bir ağaca, bir bardak serin suya da bakarak aynı biçimde gözlerini yumuklaştırıp sorar. Zorba herşeyi, her gün ilk kez görmektedir.</p>
<p>Konuşmuyordum; Zorba&#8217;yı dinlerken dünya bakirliğinin tazelendiğini hissederdim. Görülmüş bütün günlük şeyler, Allah&#8217;ın elinden çıktıkları ilk günlerdeki parlaklığını alıyordu. Su, kadın, yıldız, ekmek; ilkel, esrarengiz kaynağına dönüyor ve çark amca havada yeniden dönmeye başlıyordu.</p></blockquote>
<p>Yazarın kendi ağzından, hayatı aceleye getirmemenin gerekliliğinin muhteşem betimlemesi:</p>
<blockquote><p>Yabanıl bir çam ağacında, bir sabah, tam içerdeki canın dışarı çıkmak üzere kabuğunu çatlattığı anda, bir kelebek kozasını nasıl görme fırsatını elde etmiş olduğumu hatırladım. Bekliyor, bekliyordum; o ise gecikiyordu; benim de işim vardı&#8230; Bunun için ona doğru eğildim, soluğumla ısıtmaya başladım. Onu sabırla ısıtıyordum. Mucize benim önümde, doğal hızından daha hızla oluşmaya başladı: kabuğun hepsi açılıp kelebek göründü. Ama ben, heyecanımı asla unutmayacağım: Kanatları kıvrıntılıydı ve açılmamıştı, bütün vücudu titriyor, kanatlarının açmaya çalışıyor, ama beceremiyordu. Bense ona solğumla yardımcı olmaya çalışıyordum. Ama boşuna. Onun, güneşte sabırla olgunlaşmaya ve açılışa gereksinmesi vardı; şimdiyse, artık vakit geçmişti. Soluğum kelebeği yedi aylık çocuk gibi vaktinden önce, daha buruşuk bir halde dışarı çıkmaya zorlamıştı. Olgunlaşmamış halde çıktı, umutsuzca kımıldadı, biraz sonra da avucumun içinde öldü.</p>
<p>Kelebeğin bu tüylü iskeleti, sanırım ki, bilincimdeki en büyük ağırlıktı. Ve işte bugün, ta derinden anladım: <strong>Yüzyıllık yasaları oldubittiye getirmek öldürücü bir günahtır; ölümsüz uyumu güvenle izlemek insanın borcudur.</strong></p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;dan milliyetçilik ve insan sevgisi üzerine:</p>
<blockquote><p>Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk&#8217;tür, bu Bulgar&#8217;dır ve bu Yunanlı&#8217;dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim&#8230; Neden? Çünkü bunlar Bulgar&#8217;mış, ya da bilmem neymiş&#8230; Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte&#8230; Boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onunda Tanrı&#8217;sı ve karşı Tanrı&#8217;sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek&#8230; Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be&#8230; Hepimiz kurtların yiyeceği etiz&#8230; Ve bu kadınsa, gayri o zaman, vallahi ağlayasım geliyor. Sen ikide bir, kadınları seviyorum diye benimle alay edersin. Nasıl sevmeyeyim be? Nasıl acımayayım ki, onlar zayıf yaratıklardır, ne yaptıklarını bilmezler; memelerinden tutuversen, kapılarını açıp teslim olurlar!&#8230;</p></blockquote>
<p>Yine Zorba&#8217;nın ağzından:</p>
<blockquote><p>Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir!</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;dan delikanlının tarifi:</p>
<blockquote><p>Eh senin gençliğin bende olmalıydı! Deniz, kadın, şarap ve bol iş! Nereye olsa burun üstü düşmelisin! İşe, şaraba, aşka burunüstü düş ve ne Tanrı&#8217;dan ne de Şeytan&#8217;dan kork! Delikanlı bu demektir&#8230;</p></blockquote>
<p>Yazar&#8217;ın insan tanımı:</p>
<blockquote><p>Utanmış bir halde sustum. Zorba&#8217;nın acısını kıskanarak kendi kendime &#8220;İnsan bu demektir&#8221; diye düşündüm. Acı duyduğu zaman, gerçek iri gözyaşları döken, sevinirken de sevincini, ince metafizik eleklerden geçirerek onu boşuna harcamayan, sıcakkanlı ve sağlam kemikli insan!</p></blockquote>
<p>Zorba&#8217;nın son nefesindeki sözleri:</p>
<blockquote><p>Ben köyün öğretmeniyim. Burada bir mermek yatağı olan Aleksi Zorba&#8217;nın, geçen pazar günü, saat altıda öldüğü yolundaki acı haberi size bildirmek için yazıyorum. Can çekişirken bana şöyle bağırmıştı: &#8216;Gel buraya öğretmen,&#8217; demişti, &#8216;Yunanistan&#8217;da filanca dostum var; öldüğüm zaman ona öldüğümü ve son anıma kadar aklımın tamamıyla başımda olup kendisini hatırladığımı yaz. Ne yapmışsam pişman olmadığımı da&#8230; Sağ olmasını dilediğimi ve artık akıllanması zamanının geldiğini de söyle ona. Eğer, herhangi bir papaz, günahımı çıkarmaya ve beni kutsamaya gelirse, ona defolup gitmesini ve lanetinin üzerimde olmasını istediğimi söyle! Hayatımda yaptım, yaptım, yaptım ve yine de az yaptım. Benim gibi adamların bin yıl yaşamaları gerekirdi. Hayırlı geceler!&#8217;</p></blockquote>
<p>Yazarın önsözünden bir alıntı:</p>
<blockquote><p>Eğer bugün, dünyada bir ruh kılavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir &#8216;guru&#8217;, Aynaroz papazlarının dediği gibi bir &#8216;yeronda&#8217; seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba&#8217;yı seçerdim.</p>
<p>Çünkü mürekkep yalayan bir insanın kendini kurtarması için neye gereksinmesi varsa, hepsi onda vardı; uzaktaki besinini ok gibi yakalayan o ilkel avcı görüşü; rüzgar, deniz, kadın, ateş ve ekmek gibi, her günün yüzyıllık öğelerine bir bakirlik vermek ve ölümsüzlüğe her zaman ilk kez bakmak konusunda gösterdiği o her sabah yenilenen yaratıcı yalınlığı, elinin sağlamlığı, yüreğinin tazeliği, içinde ruhtan daha kuvvetli bir güç varmış gibi, kendi ruhu ile alay etmek yolundaki babayiğitliği ve son olarak kritik anlarda, Zorba&#8217;nın ihtiyar göğsünden fışkıran, insanın benliğinden daha derin bir kaynaktan çıkan, her zaman yeni, pürüzsüz gülüşü; zavallı ve korkak insanların kendi hayatçılığını yarım yamalak güvenlik altına alma yolunda çevresine diktiği ahlak, din, ve vatan gibi çitleri yıkmak için o silkinir ve yıkardı da&#8230;</p>
<p>Bunca yıldır kitaplarda öğretmenlerin kudurmuş ruhumu doyurmak için, beni hangi besinle beslediklerini ve Zorba&#8217;nın birkaç ayda, bana nasıl, aslanca bir besini verdiğini düşündüğümde içimdeki acıyı ve kızgınlığı güçlükle önleyebiliyorum. Bir bakıma, hayatım mahvolup gitmişti. Bu &#8220;ihtiyar&#8221; la çok geç karşılaşmıştım ve hala içimde kalan, kurtulabilecek şeyler çok azdı.</p></blockquote>
<p>Sizinde çok geç kalmadan Zorba ile tanışmanızı diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/okuduklarim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Program Yazma Oyunu</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/program-yazma-oyunu/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/program-yazma-oyunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 20:02:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bloxorz]]></category>
		<category><![CDATA[dasker]]></category>
		<category><![CDATA[lightbot]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Programlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fg.erpnedir.com/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[6 yaşında bir kızım var. Yeni nesil okuma yazma dan önce bilgisayar kullanmayı öğreniyor. Benim kız da 1 yaşından beri bilgisayar başında. Selen&#8217;in en çok vakit geçirdiği web sitelerinden birisi de oyun siteleri. Ben de kızına örnek olan bir baba olduğumdan, bu sitelerde bir miktar vakit geçiriyorum tabi ki. Bu sitelerde bazen harika oyunlar da yakalıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-100" title="lightbot" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/lightbot.jpg" alt="lightbot" />6 yaşında bir kızım var. Yeni nesil okuma yazma dan önce bilgisayar kullanmayı öğreniyor. Benim kız da 1 yaşından beri bilgisayar başında. Selen&#8217;in en çok vakit geçirdiği web sitelerinden birisi de oyun siteleri. Ben de kızına örnek olan bir baba olduğumdan, bu sitelerde bir miktar vakit geçiriyorum tabi ki. Bu sitelerde bazen harika oyunlar da yakalıyorum. Bu yazıda 3 tanesinden bahsedeceğim. Bu oyunların ortak özellikleri bir dakika içinde oyunu kavrayıp hemen oynamaya başlıyor olmak ve oyunlarda ilerledikçe beyin kıvrımlarınızın kızışması.<span id="more-73"></span></p>
<p><strong><a href="http://www.newgrounds.com/portal/view/459508" target="_blank">Light Bot</a>: Bu Yazılımcılar İçin</strong></p>
<p>İşte bugün keşfettiğim muhteşem bir oyun: Light Bot.  Oyun bir robota komut vererek skaladaki ışıkları yaktırma hedefini güdüyor. Tabi rotobu hareket ettirmek için komutları sıralamak, hatta fonksiyonları kullanmak gerekiyor. Bence programcıları işe alırken bu oyunu mutlaka oynatmalı. 10 level  dan önce pes edeni de firmadan içeri sokmamalı. <img src='http://www.fatihgunes.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.newgrounds.com/portal/view/459508"><img class="aligncenter size-full wp-image-88" title="lightbot2" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/lightbot21.jpg" alt="lightbot2" /></a></p>
<p><strong><a href="http://www.dachser.com/cps/rde/xchg/SID-E67E307B-8693EC43/prod_cs_germany_001_eng/hs.xsl/66.htm#" target="_blank">Dascher </a>Global Player : Bu Lojistikçiler İçin</strong></p>
<p>Alman Dascher Lojistik firmasının hazırlattığı harika bir lojistik oyunu. Yürüyen bantlardaki makasları kullanarak kolileri doğru araca yükletmek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.dachser.com/cps/rde/xchg/SID-E67E307B-8693EC43/prod_cs_germany_001_eng/hs.xsl/66.htm#"><img class="size-full wp-image-90 aligncenter" title="dascher1" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/dascher1.jpg" alt="dascher1" /></a></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.bloxorzgame.com/" target="_blank">Bloxorz </a>: Bu Herkes İçin</strong></p>
<p>Bloxorz, bir dikdörtgen prizmayı klavyenin ok tuşları ile hareket ettirerek hedef verilen çıkış deliğine ulaştırma üzerine kurulu süper bir oyun. Son levela gelmeden bırakamamıştık.</p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.bloxorzgame.com/"><img class="aligncenter size-full wp-image-93" title="bloxorz" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/bloxorz.jpg" alt="bloxorz" /></a>Aşağıda bu oyunlara kendini kaptırmış iş arkadaşlarım yoğun mesai halinde <img src='http://www.fatihgunes.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-82" title="22042009" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/22042009-225x300.jpg" alt="22042009" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/program-yazma-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evliya Çelebi&#8217;nin İzindekiler.</title>
		<link>http://www.fatihgunes.com/evliya-celebinin-izindekiler/</link>
		<comments>http://www.fatihgunes.com/evliya-celebinin-izindekiler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 20:47:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güneş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fg.erpnedir.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[Yağmurlu bir Eylül gününde, Darıca&#8217;dan kalkan araba vapurunun yolcu bölümünde rastladım, bir grup serüvenci İngiliz bilim adamına. Belgesel çekimi yapan bir kameraya, Evliya Çelebi&#8217;den bahsediyorlardı. Bazılarının üzerinde &#8220;Ride&#8221; ve &#8220;Evliya&#8221; yazan tişörtler vardı. İlgimi çeken şey, Ride kelimesinin atla yapılan seyahat anlamına gelmesiydi.
Kamera çekimi faslından hemen sonra iletişim kurdum. Yaşları 45-55 arasındaki grup, Dr. Caroline [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-102" title="evliya-horseback" src="http://www.fatihgunes.com/wp-content/uploads/2009/10/evliya-horseback.jpg" alt="evliya-horseback" />Yağmurlu bir Eylül gününde, Darıca&#8217;dan kalkan araba vapurunun yolcu bölümünde rastladım, bir grup serüvenci İngiliz bilim adamına. Belgesel çekimi yapan bir kameraya, Evliya Çelebi&#8217;den bahsediyorlardı. Bazılarının üzerinde &#8220;Ride&#8221; ve &#8220;Evliya&#8221; yazan tişörtler vardı. İlgimi çeken şey, Ride kelimesinin atla yapılan seyahat anlamına gelmesiydi.<br />
Kamera çekimi faslından hemen sonra iletişim kurdum. Yaşları 45-55 arasındaki grup, Dr. Caroline Finkel ve Profesör Gerald MacLean öncülüğünde, 400 yıl önce Evliya Çelebi&#8217;nin gezdiği rotayı (küçük bir bölümünü elbette), aynı koşullarla at üzerinde tekrarlayacaklardı. Harika bir serüven diye düşündüm. Neden Evliya Çelebi diye sorduğumda, Evliya&#8217;nın en az Marco Polo kadar önemli bir gezgin olduğunu, ancak pek duyulmadığını söylediler. Bize ait olan, fakat kıymetini pek bilmediğimiz bir mirasın farkındalığını buruk bir biçimde hissettim.<span id="more-51"></span><br />
Gelelim detaylara. Öncelikle gezi şu anda devam ediyor. Ekip, 5-6 hafta süreceğini söylemişti. Merak edenler için gezi ile ilgili bir günlük <a href="http://www.hoofprinting.blogspot.com/">buradan </a>yayınlanıyor.  Bu etkinlik Evliya Çelebi&#8217;nin doğumunun 400. yıldönümü dolayısıyla organize edilmiş. Konu ile ilgili <a title="Evliya Çelebi Way" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Evliya_%C3%87elebi_Way" target="_blank">wikipedia sayfası</a> ve İngiltere Kent Üniversitesi <a title="Kent Evliya" href="http://www.kent.ac.uk/english/evliya/concept.html" target="_blank">sayfası</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatihgunes.com/evliya-celebinin-izindekiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
