
Ömrü hayatımın son iki yılında keşfettiğim -buna sevinsem mi, dövünsem mi bilemiyorum- Türk Edebiyatının yaşayan iki büyük yazarından İhsan Oktay Anar’ın (diğeri Hasan Ali Toptaş dır) ikinci romanı olan “Kitab-ül Hiyel” i az önce bitirdim. İçinde bulunduğum mutluluk ve mest olma halini doya doya yaşasam mı, yoksa sıcağı sıcağına bu yazıyı yazsam mı tereddütünü uzatmadan, ikisini de aynı anda yapabileceğimi düşünerek bilgisayarın başına oturdum.
Yazarın birinci romanı olan ve bence bir başyapıt olan “Puslu Kıtalar Atlası” nı okurken, bu blog’u henüz yazmaya başlamamış olmam ne büyük şanssızlık. Zira bu blog’u yazmaya başladıktan sonra keşfettiğim şeylerden biri de, insanın yazarken, duygu ve düşüncelerini derleyip toparladığı, fiziken olduğu gibi, beyninde de güzelce arşivlediği oldu.
Kitab-ül Hiyel, eski dilde Mekanik Kitabı anlamına geliyor. Kitap, benim gibi, mekanik ve mühendislik meraklıları için bulunmaz nimet. Leonardo da Vinci’nin kara kalemle yaptığı mekanik çizimlerin hayranları bir de bu kitaba göz atsınlar. Kültürümüzün ve edebiyatımızın derinliklerinde kendilerini kaybedecekler.
Kitap, eski Osmanlı kahvehane kültüründe önemli bir yeri olan sözlü anlatım biçimini esas alarak, okuyucuyu geçmişe doğru; mekanik, felsefe, Osmanlı yaşayış ve kültürü ile bezeli bir hayali yolculuğa çıkarıyor. Şık bir final ile sizi kendinizle başbaşa bırakarak bitiriyor.
İmparatorluk Hayal Nazırı, Uzun İhsan Efendi (yazarın her kitabında kendisine gönderme yaptığı bir karakter var) önünde saygıyla eğiliyor, Türkiye’de ve Türkçe’de var olduğu için, Tanrıya binlerce teşekkür ediyorum.

yani abi seni tanımasam derim bu adam heralde edebiyatçı falan walla helal olsun ilerde bir gün şiir falanda yazarsan şaşmam
Sen de yorumundaki üslup ve edebi incelik ile abinin kardeşi olduğunu kanıtlamışsın, bravo walla.